VALİLER Kararnamesi Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kararnameye göre, 6 ilin valisi merkeze alınırken, 11 ili kapsayan görev değişikliği yapıldı. Kararname ile Türkiye’nin üçüncü kadın valisi Sinop’a atandı. Resmi Gazetede yayımlanan 2015/7295 sayılı kararnameyle, Ağrı Valisi Mehmet Tekinarslan, Bolu Valisi Ahmet Zahteroğulları, Gaziantep Valisi Erdal Ata, Mardin Valisi Mustafa Taşkesen, Şırnak Valisi Hasan İpek ve Van Valisi Aydın Nezih Doğan merkeze alındı. Kararnameye göre, Merkez Valisi Enver Salihoğlu Tekirdağ’a, Mülkiye Başmüfettişi Musa Işın Ağrı’ya, Sinop Valisi Yavuz Selim Köşger Bingöl’e, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdür Yardımcısı Aydın Baruş Bolu’ya, İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürü Ali Fidan Düzce’ye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Murat Zorluoğlu Elazığ’a, Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya Gaziantep’e, Elazığ Valisi Ömer Faruk Koçak Mardin’e, Kayseri Talas Kaymakamı Yasemin Özata Çetinkaya Sinop’a, Düzce Valisi Ali İhsan Su Şırnak’a, Bingöl Valisi İbrahim Taşyapan Van’a atandı. TÜRKİYE’NİN ÜÇÜNCÜ KADIN VALİSİ YASEMİN ÖZATA ÇETİNKAYA KİMDİR? 1976 yılı Ankara doğumlu olan Çetinkaya, ilk, orta, lise ve üniversite tahsilinin tümünü Ankara’da tamamladı. 1996 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu ve aynı yıl İçişleri Bakanlığı’nın açmış olduğu Kaymakam Adaylığı Sınavı’nı kazanarak, Kırıkkale Kaymakam Adayı olarak mülkî idare amirliği mesleğine başladı. Kaymakam adaylığı döneminde 8 ay süreyle İngiltere’de dil eğitimi aldı, Isparta-Gönen’de Kaymakam vekilliği görevinde bulundu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalında yüksek lisans yaptı. Kaymakam adaylığının bitimini müteakiben sırasıyla; Rize-Kalkandere, Ağrı-Hamur, Bilecik-Gölpazarı ilçelerinde kaymakamlık görevini yürüten Çetinkaya 2008 – 2011 yılları arasında Batman Vali Yardımcılığı, 2011-2013 yılları arasında ise Hacılar Kaymakamlığı görevini yürüttü. Çetinkaya 27/08/2013 tarihinde Talas Kaymakamı olarak göreve başladı. İyi derecede İngilizce bilen, evli ve 3 kız çocuğu annesi Çetinkaya, 2012 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim dalındaki doktora eğitimini tamamlayıp “İktisat Doktoru” unvanını aldı.

Çağımızın en çok kullanılan ikinci metali olan alüminyumun ortaya çıkışı iki adımda meydana gelir. İlk adımda boksit cevherinden alümina, ikinci adımda ise elektroliz işlemi ile alüminadan alüminyum elde edilir. İki farklı aşamada eldesi gerçekleşen alüminyum ürünlerin en temel nitelikleri arasında; kolay biçimlendirilmesi, hafif olması, çok yer kaplamaması, yüksek ısı performansı, geri dönüşümlü olması gibi pek çok özellik yer alır.
 
Alüminyumun Avantajları
Alüminyumun en temel nitelikleri arasında kaynak tasarrufu sağlaması yer alır. Özellikle paketleme işlemlerinin alüminyum ile gerçekleştirilmesi üretim esnasında gerekli kaynakların tasarrufunu sağlaması açısından önemlidir.
 
Malzemenin kolay biçimlendirilebilir ve dayanıklı olması ile, ihtiyaç duyulan ebatlara, kalınlığa ya da kıvama getirilebilir. 
 
Hafif ve az yer kaplayan yapısı, özellikle taşıma ve depolama esnasında tasarruf sağlar. Ayrıca, paketleme aşamasında soğutma işlemine ihtiyaç duyulmaz, bu da ciddi anlamda enerji tasarrufu sağlar.
 
Alüminyum ürünler tekrar kullanılmak üzere toplanarak işlenebilir ve ihtiyaç duyulan alanda kullanımı gerçekleştirilebilir. 
 
Basım teknolojilerine uygun yapısı ile istenilen şekilde tasarlanabilir ürünler ortaya çıkartılabilir. 
 
Alüminyum Ürün Çeşitleri
Alüminyum ürün çeşitleri arasında; alüminyum çubuk, alüminyum lama, alüminyum sac, alüminyum kare, alüminyum plaka, alüminyum levha bulunur. Tüm bu ürünler yassı ve ekstrüzyon olarak ikiye ayrılırlar. Alüminyum plaka, alüminyum levha gibi ürünler yassı ürün grubunda, alüminyum profil, alüminyum çubuk ve alüminyum lamalar ise ekstrüzyon grubunda yer alırlar. 
 
Alüminyumdan, kum döküm yöntemleri ve kokiller ile farklı ebatlarda ve şekillerde parçalar üretilebilir. Ektrüzyon işlemine uygun bir yapısı olması nedeniyle de farklı bir biçimlendirme gerecine ihtiyaç duyulmaz. Tüm bunların yanında, alüminyum sektörü, çevreye en az zarar veren endüstrilerden biridir. Hiçbir alüminyum üretim yöntemi çevre için tehdit oluşturmaz. 
 

Robin Chase, bundan 17 yıl önce Zipcar‘ı kurduğunda ne teknoloji alanında bir deneyimi vardı ne de mühendislik bölümlerinden bir derecesi. Araçlar hakkında hiçbir şey bilmediği ve daha önce CEO olmadığı gibi haklı itirazlara karşı sadece iş fikrini hayata geçirmek için doğru kişi olduğunu söyleyen Chase, geçen sürede “paylaşım ekonomisi” ve geleceğin ulaşım teknolojileri alanında duayen isimlerden biri haline geldi. Chase, özgeçmişine güven(e)meyen girişimcilere bu açıdan ilham olmak istiyor; “Her insan düşündüğü iyi yapmak için doğru kişidir” diyor.

WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler liderliğinde, Galata Business Angels, F+ Ventures ve Zipcar’ın katkılarıyla düzenlenen “Robin Chase’in Katılımı ile Ulaşımda Akıllı ve İnovatif iş Modelleri” Konferansı’na katılmak üzere İstanbul’a gelen Chase, Zipcar ile ABD’de hızlanan ve bugün finanstan konaklamaya hemen her alanı etkileyen P2P devrimini Peers Inc: How People and Platforms Are Inventing the Collaborative Economy and Reinventing Capitalism kitabında anlatmıştı.

Chase ile paylaşım ekonomisi terimiyle popülerleşen bu anlayışı, endüstriyel kapitalizmin bu anlayışla nasıl değiştiğini ve geleceğin ulaşım teknolojilerini konuştuk. Bugünkü girişimcilerin, “Bir çift yeni ayakkabı al ve mutlu ol” dan daha iyi teklifler üretebileceğini hatırlatan Chase, dönüşmekte olan ekonomi için fiziksel varlıklardan çok değere odaklanmanın daha anlamlı olduğunu söylüyor. Geleceğin şehirleri de bu anlayışla kurgulanmalı ve kurgulanıyor. “Bugün sadece araç paylaşsaydık yollardaki araç sayısı yüzde 30 azalırdı” diyen Chase, herkesin yolculuk paylaşması durumunda bu oranın yüzde 10’a kadar çıkacağını not ediyor. Bu sayede, araçlara ayrılan yolların yeniden yayalara ayrılması, park yerlerinin ortadan kalkması, hava kirliliğinin büyük ölçüde azalması gibi gelişmeler yaşam kalitemizi onlarca kat arttırabilir.

Kaynak : webrazzi.com

Hafta boyunca öne çıkan belli başlı haberleri derlediğimiz Haftanın Özeti program dizimizin tüm bölümlerine Webrazzi TV altında ulaşabilirsiniz.

Kaynak : webrazzi.com

Türkiye’de anne-bebek dikeyindeki e-ticaret girişimlerden biri olan Butikbebe.com da kapanan girişimler arasına eklendi.

Kısa bir özet geçmek gerekirse; 2012’de Netset Group bünyesinde kurulan Butikbebe’yi sizlere tanıttığımızda (Eylül 2012) 35 kişilik ekiple günlük ortalama 400 ürün kargolayan ve 7.5 milyon TL ciro yapan bir girişimdi. İlerleyen aylarda televizyon reklamlarında da boy gösteren Butikbebe’nin Ağustos 2014‘te günde ortalama 800 ile 1.000 kargo çıkışı yaptığını paylaşmış ve 2014 yıl sonunda 12-14 milyon TL arası bir ciro hedeflediğini aktarmıştık. Aynı haberde Azerbaycan pazarına özel Butikbebe.az sitesinin açıldığı da duyurmuştuk.

İnternette paylaşılan yorumlara Butikbebe.com’un kapanışı 1,5-2 ay önce gerçekleşmiş olabilir. Şahsen Butikbebe.com’un şlerinin yavaşladığına ve ekibini küçülttüğüne dair duyumlar almıştım ancak kapanışın zamanı ve kesin nedeni konusunda henüz net bir bilgimiz yok. Butikbebe’nin Facebook sayfası da kapatılmış ki zamanında Facebook’un örnek gösterdiği başarılı kampanyalar yapan bir site olduğunu da eklemem lazım.

Konuyla ilgili alacağımız yeni bilgiler olması halinde haberimizi güncelleyeceğiz.

Kaynak : webrazzi.com

2015 yılında Opera ASA iştiraki olan AdColony (Opera Mediaworks) tarafından satın alınan mobil reklam platformu Mobilike, AdColony Türkiye olarak yeni pozisyonunu düzenlediği bir basın toplantısıyla paylaştı.

Kısaca hatırlatmak gerekirse Norveç Borsası’na kote bir şirket olan AdColony, 1,4 milyar kullanıcı erişimiyle dünyanın  en büyük mobil reklam platformları arasında yer alıyor. 2009 yılında Volkan Biçer ve Şekip Can Gökalp tarafından kurulan Mobilike ise mobil reklam alanında Türkiye’nin adını dünyaya duyurmayı başaran bir girişimdi ve bugüne kadar 200’den fazla ödül kazanmayı başarmıştı.

Türkiye, 14 ülkenin merkez ofisi oluyor

Basın toplantısında konuşan Volkan Biçer, satın alma sonrasında gösterdikleri performansla Türkiye’nin 14 ülkenin merkez ofisi olarak seçildiğini dile getirdi ki bu ülkeler arasında Danimarka, Norveç, İsveç gibi Kuzey Avrupa ülkeleri ve Güney Afrika, Dubai, Katar gibi Afrika ve Arap ülkeleri yer alıyor. Nisan ayından itibaren tüm bu ülkeler AdColony Türkiye ofisinden yönetilecek. Volkan Biçer de bu değişimle birlikte AdColony Gelişmekte Olan Pazarlar Başkanı olan görevine devam edecek.

“Önümüzdeki 3 yılı yatırım ve istihdam açısından çok iyi değerlendirmek istiyoruz. Bize bağlı olan bu ülkelerin bütün müşteri yönetimi, operasyonu, yaratıcı projeleri ve yazılım/geliştirme süreçleri tamamen Türkiye tarafından yapılacak. Stratejik kararlar Türkiye’de alınacak.” diyen Volkan Biçer, AdColony teknolojileriyle birlikte Türkiye’de 40 milyonun üzerinde tekil kullanıcıya ulaşan bir platformu yönettiklerini ekledi. Biçer’in paylaştığına göre 2009’da Türkiye’de 400 bin olan mobil internet kullanıcısı sayısı, bugün 40 milyonu geçmiş durumda.

Andrew French: Türkiye’de istihdam ve yatırımımızı arttıracağız

Toplantıya katılan AdColony EMEA Genel Müdür Andrew French ise yeni merkez ofislerinin Türkiye olmasıyla ilgili olarak “Türkiye bizim için oldukça değerli bir ülke; hem genç nüfusu hem de mobil cihaz dağılımı ve kullanımıyla mobil reklam anlamında ciddi bir potansiyel taşıyor. Biçer ve ekibinin değerli bilgi ve birikimini gelişmekte olan pazarlarımız için kullanmak AdColony için ciddi önem taşıyor. Önümüzdeki süreçte Türkiye bizim için istihdam ve yatırımımızı arttıracağımız ve daha çok sorumluluk vereceğimiz bir ülke olacak.” dedi.

AdColony adına Biçer veFrench’in paylaştığı rakamları sıralayacak olursam;

  • AdColony’nin Türkiye’de ofisinde 80 kişi çalışıyor. Hedef yıl sonunda bu sayıyı iki katına çıkarmak.
  • Türkiye’de şirketler dijital reklam için yılda yaklaşık 1,6 milyar TL harcıyor. Bu paranın önemli bir kısmı (yarısı) küresel şirketler aracılığıyla yurtdışına gidiyor. AdColony bu pastayı Türkiye içinde tutmak istiyor.
  • Dijital reklam pastasının en büyük bölümünü mobil alıyor. Mobil reklam yatırımları 601 milyon TL’yi buluyor.
  • 2020 yılına kadar Türkiye’deki mobil yatırımlarının 1,6 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor.
  • AdColony Türkiye, 2016’da yüzde 36 büyüdü. (Volkan Biçer bu oranın sektör standartlarının üzerinde olduğunu söylüyor.)
  • AdColony Türkiye, 2017 yılında da yüzde 30’un üzerinde büyümeyi hedefliyor.
  • 2016’da mobil oyunlar tüm dünyadaki filmlerin izlenme gelirinden daha fazla gelir kazandırdı. Pokemon Go ve ilk 3 günde 14 milyon dolar kazandıran Super Mario Run bu oyunlar arasında başı çekiyor.
  • Verto Analytics’in araştırmasına göre tüm dünyada 1 ayda 1 milyar saatten fazla mobil oyun oynanıyor ve sadece gençler değil, tüm yaş grupları mobil oyunlara vakit ayırıyor.
  • AdColony Türkiye’de yaş ortalaması 24. İlk uygulama geliştiricilerinin üniversite 3. sınıf öğrencisi bir yetenek olduğunu söyleyen Volkan Biçer, ofislerinin 1000 metrekare ‘yaşam alanı”, 800 metrekare çalışma olanı ile Y kuşağına uygun olduğunu söylüyor. Bu alanlar içinde spor salonundan kuaför hizmetine, oyun alanından müzik stüdyosuna kadar geniş imkânlar sunuluyor. (Bkz: Girişim Ofisleri Mobilike ziyareti)
  • AdColony, uygulama marketlerindeki top 1000 uygulamaya entegre SDK’sı ile Google’dan sonra 2. sırada.
  • AdColony, Singular Reklam Network’leri araştırmasına göre iOS’te Facebook’tan sonra 2., Android’de ise 4. sırada.

Kaynak : webrazzi.com

İnternette içerik üreten insanların, muhtemelen robotlar işimizi elimizden alıncaya kadar, hem sevdiği hem de rahatsız olduğu bir konu: Paylaşım. Telif hakları ve bunun bir adım ötesinde emeğe saygı konusunda internet yayıncılığını aklamak, henüz Türkiye’de, mümkün değil. Sosyal ağların ana trafik kaynağı haline gelmesinin doğal bir sonucu olarak ana sayfadan gittikçe uzaklaşan okur için haber neredeyse anonim bir hikayeye dönüşüyor. Öyle ki yazar ya da yayıncısıyla bağı tamamen kesilen haber içeriği ya da yayıncısı yerine, paylaşımcısına göre değerlendiriliyor.

Media Insight Project’in ABD’de bin 400 katılımcıyla yaptığı araştırmaya göre, insanlar gördükleri haberleri güvendikleri bir kaynak tarafından paylaşıldığı takdirde, daha doğru bulma eğilimindeler. Aynı haber güvenilir ve güvenilir bulunmayan iki kaynak tarafından paylaşıldığında, insanlar, güvendikleri kişinin referansıyla okudukları haberin, gerek doğruluk gerek habercilik açısından daha üstün olduğuna inanıyorlar. Araştırmaya katılan insanların yarısı haberi kimin paylaştığını hatırlıyor ancak haberin kaynağını hatırlayanlar beşte birle sınırlı.

Hal böyle olunca insanlar güvenilir kaynaklarının paylaştıkları haberi, yine içeriğinden bağımsız olarak, paylaşmaya daha meyilliler. Güvenilir olarak görülen kaynakların paylaşımları, sosyal ağlarda daha fazla etkileşim alırken, paylaştıkları yayınların newsletter üyeliği alma şansı da daha yüksek.

İnsanların paylaşılan haberlere en çok güvendiği sosyal ağsa, hayır Facebook değil, LinkedIn. İlgili platformlar arasında en az güvenilense Snapchat. Facebook ise haberlere biraz güven duyanların ağırlıkta olduğu bir sosyal ağ.

Sonuçlar, yayıncılar açısından okurlarını aynı zamanda dağıtımcıları olarak görmeleri gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bununla birlikte okurları da kaynaklara odaklanmak konusunda uyarıyor. Zira sosyal ağlar, sahte haberleri yayabiliyor. Bununla birlikte bilgisi olmadığı halde bir konuda biliyormuş gibi görünmek isteyen çok sayıda kişi, paylaşım etkisini kötüye kullanıyor. Sorumluluk yine okurda.

Kaynak : webrazzi.com